19. MİLLÎ EĞİTİM ŞÛRASI ÖĞRETİM PROGRAMLARINA İLİŞKİN TÖS’ÜN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ

19. MİLLÎ EĞİTİM ŞÛRASI ÖĞRETİM PROGRAMLARI VE HAFTALIK DERS ÇİZELGELERİ’NE İLİŞKİN TÖS’ÜN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ

MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 04/09/2014 tarihli  ve 87 sayılı yazılarında; 19. Millî Eğitim Şûrasında: 1. Öğretim Programları Ve Haftalık Ders Çizelgeleri, 2. Öğretmen Niteliğinin Artırılması, 3. Eğitim Yöneticilerinin Niteliğinin Artırılması, 4. Okul Güvenliği konularının görüşüleceğini ve toplantının 02-06 Aralık 2014 tarihlerinde yapılmasına karar verildiği belirtilmiştir.

19. Millî Eğitim Şûrasında görüşülecek olan Öğretim Programları Ve Haftalık Ders Çizelgeleri konusuna ilişkin olarak Sendikamızın görüş ve önerilerini üyelerimiz ve kamuoyu ile paylaşmaktan büyük mutluluk duymaktayız. Bu metnin hazırlanmasında emeği geçen üyelerimize teşekkürü bir borç bilirim.

 Dikmen ONAT

TÖS Genel Başkanı

Öğretim Programları Ve Haftalık Ders Çizelgelerine İlişkin Geçmişten Günümüze Millî Eğitim Şûralarında Alınan Kararlar

1921 yılında Ankara’da toplanan 1. Maarif Kongresi’nden günümüze kadar 18 Millî Eğitim Şûrası düzenlenmiştir. Bunlar arasında konumuzla ilgili olanlara bakalım ( Uzun olduğu için aşağıdaki linki tıklayınız..)

[spiderpowa-pdf src=”https://tosmerkez.org.tr/wp-content/uploads/2014/11/Milli-eğitim-şüralarında-Öğr.-Programları.pdf”]Milli Eğitim şüralarında Öğr. Programları

Bu kararlardan görülebileceği üzere kararlar yüzeysel, teorik ve ideolojik boyuttadır. 21. yüzyılda eğitim sisteminde gerçekten bir reform isteniyorsa eğitime bu bakıştan vazgeçilmeli, sadece öğrencilerimizin gelişimine yarayan bir sisteme yönelinilmelidir. Bunun içinse en başta eğitimin ideolojik ya da dinsel boyutla ele alınmaması şarttır.

Öğretim programları temelde neye göre hazırlanmalıdır?

Öğretim programları eğitimin amaçlarına ve dersin hedeflerine göre hazırlanır. Eğer eğitimsel amaçlar belirlenmemişse dersin hedefleri de tam oturmamış olacaktır. ( Not: Pedagojik ve felsefi olarak amaç, hedef farklı anlam taşır)

Doğal olarak bu eğitsel amaçların da bir alt yapısı vardır.

Eğitimin amaçlarını belirlerken bu altyapıyı bize ne sağlar?

Eğitimin planlamasından, amaçlarının belirlenmesinden, uygulamasından, kısacası biçimlendirilmesinden önce neye sahip olunmalıdır?

Günümüzde Türkiye’de yıllardan beridir belirli bir plan ve program dâhilinde sürdürülmeyen, günlük  (hadi diyelim ki yıllık) politikalarla idare edilen eğitimin sonucu ortadadır. Yapılması gereken uzun vadeli, planlı, programlı ve tabii ki bunu sağlayacak olan doğru, çağdaş, bilimsel ve akla dayalı bir eğitim politikasının da temeli olacak bir eğitim felsefesine dayanmaktır.

Doğru eğitim felsefesi nasıl saptanabilir ve ne olabilir?

Doğa bilimlerinde dahi mutlak doğru yoktur. Ancak bu doğrunun olmadığı anlamına gelmez. Bir bilim olarak eğitimde de doğruya ulaşılabilir. Ve fakat bu doğru mutlak değildir, günün koşullarına göre, bilimsel gelişmelere göre değişebilir.

Bunu gören Atatürk “Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkar etmek olur..” demiştir.

O halde öncelikle yapılması gereken nedir?

Eğitim, belirli bir ideolojinin, dinin ya da kalıplaşmış düşüncenin gölgesinde yapılandırılırsa, öğretim programları bu doğrultuda hazırlanır, icra edilirse böyle oluşacak bir eğitimin amiyane terimle “çuvallaması” da kaçınılmaz.

O halde bilim ve aklın eşliğinde çağdaş gelişmeler doğrultusunda bir eğitim sistemi ve buna bağlı öğretim programları hazırlamalısınız ki “çuvallamayasınız”..

Daha önceden de bazı yazılarımızda belirttiğimiz gibi Cumhuriyet’in ilk yıllarında bilim ve aklın , çağdaş dünyanın, döneminin gelişmelerine bağlı olarak Pragmatizm Eğitim felsefesi olarak benimsenmiş (aslında daha çok da bir metodik bakış olarak benimsenmiş), uygulanmıştır. Ancak o günün koşullarında uygun görülen bu felsefe günümüzde en azından demokratik ülkelerde benimsenmemektedir.

Almanya ve A.B.D. gibi aslında farklı gözüken ancak temelde benzer dünya görüşleriyle biçimlenmiş ülkelerde Pragmatizm  (Uygulayımcılık, “Uygulamada başarıya götüren her yol mubahtır, doğrudur” ) anlayışı özellikle dünya savaşları çağında (20.yy) oluşmuş, kabul görmüştür. Çünkü bu dönemde genel kabul “ülkenin gücü, güvenliği ve egemenliğinin” artması ve sarsılmamasıdır. Aslında bu eksik-hatalı de olsa bir “yurtseverlik”tir. Günün koşullarında geçerli ve doğru görülebilecek bu anlayış bizde de John Dewey’in ülkemize davet edilmesi ve ardından köy enstitüleri ile devam eder. Köy enstitüleri gerçekten de başarılı ve ülkeye yararlı olmuş bir çalışmadır. Ancak dikkat edilirse köy enstitülerinde de bireyin özgürlüğünün çok da önemsenmediği görülebilecektir.

Eğitimin birincil işlevi, özgürleştirme olmalıdır ve eğitimin asıl hedefi, özgürleştirici becerileri, bilgiyi ve araştırma biçimlerini öğretmede öğrenciler için bazı koşulların yaratılmasıdır. Eğitim süreci çocuğun eleştirel bir düşünceyi, araştırıcı, sorgulayıcı, özerk bir kimlik kazanmasını sağlayacak bu koşullara sahip olmalıdır.

 Özgürleştirici eğitim nedir ve nasıl olmalıdır?

Özgürlük basitçe başıboşluk, her istediğini yapabilmek olarak anlaşılmamalıdır; içi boş bir özgürlüğün anlamı yoktur. Özgürlük, bağımsız bir insan olabilme, kendi aklıyla düşünebilme gücü ve becerisi kazanabilmeyle gerçekleşir ki eğitimde asıl hedef bu koşulları sağlayabilmek olmalıdır. Özgürlük öncelikle bilinç sahibi olmayı gerektirir. Bilinç sahibi olmayan varlıkların özgürlüğü (örneğin kuşların özgürlüğü) gerçekte yalnızca serbestlik olarak adlandırılabilir. Bilinç sahibi insanlar ise yaptıklarından sorumludurlar. Bu sorumluluk ise insanın yaşadığı toplumla, çevresiyle, diğer insanlarla yaşantısından kaynaklanmaktadır. Gerçek anlamda özgür bireyler topluma ve çevresine duyarlı, kendisinin gelişim ve özgürlüğünü toplumla bağdaştırabilen ve yaşamında evrensel değerleri kullanabilen kişilerdir.

Sonuç olarak gelecekte farklı olabilecekse de günümüzde bilimsel ve çağdaş eğitim bireysel özgürlüklere daha fazla önem veren, özgürleştirici bir felsefeye dayanmalıdır, diyebiliriz.

Peki bu felsefe ne olabilir?

Bilinen felsefi görüşler çerçevesinde bakacak olursak “varoluşçu hümanist felsefe” çağdaş insanlığa uygun eğitimin felsefesi olmalıdır diyebiliriz. Fakat bu noktada bu felsefeden anlaşılanların veya anlaşılması gerekenlerin neler olduğu halen tartışılmaktadır; tartışılması da doğal ve gereklidir. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu eğitim benimsenerek özgürleştirici olma temelinde hareket ettikten sonra diğer sorunlar zamanla aşılabilir. Ancak bu felsefenin bilinen temel birkaç düsturu belirtilecek olursak :

  • Eğitim, kişinin kendini gerçek özellikleriyle tanımasına olanak vermelidir ve dolayısıyla ders programları “kişiliklerin gelişmesine” yardımcı olmalıdır. Bu noktada sosyal bir kişilik gelişiminin esas olması, kişisel sorumluluk, karşılıklı iletişim, paylaşım, birlik ve dayanışma duygularının güçlendirilmesi şarttır.
  • Öğretimde kişiye değişik seçenekler vererek, doğruyu bulma ve seçme özgürlüğü verilmelidir. Yaratıcılığın geliştirilmesi ve nasıl öğrenileceğini bilmek çok miktarda bilgi almaktan daha değerlidir ve bu noktada önemlidir.
  • Öğretim öğrencinin ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarını geliştirmeyi temel almalıdır.
  • Öğretmenler, öğrencilerin “kendini tanımasına” yardımcı olmanın yanında tarafsız, kendi doğrularını ve değer yargılarını kesinlikle öğrenciye zorla benimsetmeye kalkmayan, ilgi ve saygı temelinde özgür bireyler yetiştirmeye çalışan bir anlayışa sahip olmalıdırlar. Öğrenciler kendilerinde var olan potansiyeli fark ederlerse zaten bunu geliştirmek isteyeceklerdir.
  • Önemli olan “eğitilmiş insan” değil  “özgür insan” olmalıdır. Eğitilmiş insan için bilgi karakterin biçimlenmesi için kullanılırken özgür insanda bilgi kişiliğin özgürce oluşması içindir.

Kişiliğini  -baskıyla ya da biçimlendirmeyle değil – kendi seçimleriyle oluşturan bireylerden oluşan bir toplum daha mutlu ve değerleri içselleştirildiği için daha erdemli bir yapıya bürünecektir. Ki bu bilinen bir gerçektir. Örneğin çocuklara “yapma-etme” demek yerine onlara seçenekler arasından doğru olanı bulmalarını öğretebilirsek; hem bu davranış kalıbını içselleştirmelerini, hem özgüven kazanmalarını hem de sonraları çıkacak sorunlarla da baş edebilmelerinin yollarını bilmelerini sağlamış oluruz. Bu durum bir formülün nereden geldiğini bilip kullanmayla bilmeden kullanmaya benzer. Formülü ezbere kullanan bireyler her zaman yanılabilecek ve zihinsel erginsizlik nedeniyle yeni durumlarda yeni çözüm yolları bulamayacaktır.

Sonuç olarak özgür insanlardan kurulu çağdaş bir ülke olmak için eğitim sisteminin ve tabii ki felsefesinin değişmesi gerekir. Bunun için; çağdaş ülkeler  -örneğin eğitimcilerimizin çok iyi bildiği ve basında da “Düşük maliyetler, kısa okul saatleri,  ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi hala eğitimin rüya ülkesi olmaya devam ediyor.” gibi haberlerle yer alan Finlandiya örnek alınabileceği gibi özgün bir deneyim de gerçekleştirilebilir. Yeter ki yönetenlerimizde bu istenç olsun…

TÖS’ün Öğretim Programları Ve Haftalık Ders Çizelgeleri Hakkında Önerileri

1.  Eğitim ve öğretim belirli bir felsefeye dayandırılmalıdır. Ancak bu felsefe de çağdaş gelişmeye uygun olmalıdır. Bize göre günümüzde öğretim programları; “Varoluşçu Hümanist Felsefe” temel alınarak hazırlanmalıdır. Varoluşçu hümanist felsefenin bilinen temel birkaç düsturu şunlardır;

  1.  Eğitim, kişinin kendini gerçek özellikleriyle tanımasına olanak vermelidir ve dolayısıyla ders programları “kişiliklerin gelişmesine” yardımcı olmalıdır. Bu noktada sosyal bir kişilik gelişiminin, kişisel sorumluluk, karşılıklı iletişim, paylaşım, birlik ve dayanışma duygularının güçlendirilmesi şarttır.
  2.  Öğretimde kişiye değişik seçenekler vererek, doğruyu bulma ve seçme özgürlüğü verilmelidir. Yaratıcılığın geliştirilmesi ve nasıl öğrenileceğini bilmek çok miktarda bilgi almaktan daha değerlidir ve bu noktada önemlidir.
  3.  Öğretim öğrencinin ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarını geliştirmeyi temel almalıdır.
  4.  Öğretmenler, öğrencilerin “kendini tanımasına” yardımcı olmanın yanında tarafsız, kendi doğrularını ve değer yargılarını kesinlikle öğrenciye zorla benimsetmeye kalkmayan, ilgi ve saygı temelinde özgür bireyler yetiştirmeye çalışan bir anlayışa sahip olmalıdırlar. Öğrenciler kendilerinde var olan potansiyeli fark ederlerse zaten bunu kendiliğinden geliştirmek isteyeceklerdir.
  5.  Önemli olan “eğitilmiş insan” değil “özgür insan” olmalıdır. Eğitilmiş insan için bilgi karakterin biçimlenmesi için kullanılırken özgür insanda bilgi kişiliğin özgürce oluşması içindir.

2.Bireyin özgürlüğünü yalnızca “din özgürlüğü” olarak algılayan; geleceğimiz olan çocuklarımızın dünyaya bakışını din ile sınırlayan; bunu bizlere özgürlük diye sunan eğitim anlayışını reddedip bireyin gerçek özgürlüğünü ve eğitim hakkını savunuyoruz.

3.Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi kaldırılmalıdır. Bu ders evrensel insan hakları bağlamında oluşturulup öğrencinin velisi seçmelidir.

4.İlköğretimde ve Orta öğretimde Sanat Eğitimi yeniden ele alınmalıdır. Çocuklarımızın geleneksel ve modern sanatları öğrenmesi sağlanmalıdır.

5.Gençlerin sağlıklı bir kişilik geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla “Cinsel Eğitim” dersi verilmelidir. Akademisyenlerden oluşan bir kurul tarafından cinsel eğitime ilişkin ders kitabı hazırlanmalıdır.

6.İlkokulda okuma-yazma öğretimi 1962 yılına kadar tümevarım yöntemi ile yapılmaktaydı. Yani harf-hece-sözcük-cümleye göre okuma yazma öğretilmekteydi. Çocuk bir cümleyi okurken zihninde harf harf algılayıp sözcüğü okurdu. Bu durum çocuğun okuma hızını düşürür ve okuma isteğini azaltır. 1962 ilköğretim programıyla birlikte bu yöntem terk edilerek tümden gelim yöntemi benimsenmiştir. Bu şekilde bütünü algılayıp oluşan çocuğun okuma hızı, tümevarım yöntemiyle okumayı öğrenene göre daha yüksektir. Burada daha önemlisi çocuğun çevresinde gördüğü nesneleri bütün olarak algılaması ve bunu parçalara ayırabilmesidir. Bu yöntem çocuğun soyut olarak nitelendirdiğimiz olgulara geçişini kolaylaştırmaktadır. MEB 2005–2006 öğretim yılında tüm ilköğretim okullarında uygulamaya koyduğu tümevarım yönteminin ülkemizde ilk kez uygulandığını belirtmekle yetinmeyip eğitimde “reform” yaptığını açıklamaktadır. En acısı çocukların “algılama biçimini” değiştirmektedir. Olaylara lokal ve dar çerçeveden bakmalarına neden olmaktadır. Okuma –yazmada ses metodundan vazgeçilmelidir. Buna bağlı olarak tümdengelim yöntemi benimsenmelidir. Bitişik eğik el yazısı öğretimi uygulamasına son verilmelidir.

7.İlkokullarda haftalık ders programı 25 saat olarak düzenlenmelidir. Önemli olan niceliksel olarak fazlalık değil nitelikli ders saatidir.

8. Öğretim programlarında kadını aşağılayan, kadını yaşamda geride gösteren anlayışlara yer verilmemelidir.

9. Özel gereksinimli çocuklara yönelik okullar güçlendirilmeli, programlar geliştirilmeli  ve aileler daha fazla desteklenmelidir.

10. Öğretim programlarında ırkçı, gerici, ayrımcı anlayışlara yer verilmemelidir.

11. Öğretim programları sürekli olarak çağdaş, bilimsel gelişmelerden hareket edilerek güncellenmelidir.