ÖZGÜR VE ERDEMLİ CUMHURİYET!

ÖZGÜR VE ERDEMLİ CUMHURİYET!

Düşünürler yüzyıllar boyunca ideal yönetim biçiminin ne olduğunu bulmaya çalışmışlardır. Platon ve Aristoteles gibi İlk Çağ filozoflarının birçoğu demokrasiyi kötü bir yönetim biçimi olarak görmüş (ki bunda sebep halkın cahil olup yanlış karar verebileceği düşüncesidir), 18. yy. da Montesquieu ise: “Her yönetim, varlığını sağlayan bir ilkeye dayanır. Demokrasinin ilkesi de siyasal erdemdir” diyerek yönetim biçimleri arasında insana en çok yakışanın Cumhuriyet olduğunu vurgulamıştır.

İnsanı diğer varlıklardan üstün kılan niteliği kendi aklıyla özgür bir biçimde kararlar verebilmesidir. Cumhuriyet ve Demokrasi halkın egemenliğine dayalı sistemlerdir. Dolayısıyla insanın özüne yakışan (kendi kendini yönetmesi) da bu sistemdir. Ancak demokrasinin gerçek anlamda özgür ve erdemli bir sistem haline gelmesi için,  bireylerin bilinç düzeyini yükseltmek gerekir.  Aksi takdirde “Cahil bir toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen bir adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklık olacaktır.” (Nietzsche)

Peki, insanların bilincini yükseltmek için ne yapılmalıdır? Eğitim sistemidir ki “ bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum hâlinde yaşatır, ya da bir milleti esarete ve sefalete terk eder” (Atatürk)   Oysa eğitim sistemi bugünkü haliyle özgürleştirici ve gelişmiş bir toplum olma idealine uygun değildir. Çünkü:

– En başta, siyasal iradenin eğitime ideolojik yaklaşımı, eğitimi araç olarak görmesi bir bilim olması gereken eğitimi günden güne daha da yozlaştırmaktadır. Plansız, programsız, sürekli bir felsefe ve politika gütmeksizin sürdürülen eğitim ile hiçbir yere varılamayacaktır. Oysa her eğitim bilimci bilir ki eğitim felsefesi, eğitim politikası eğitim için başattır. Ülkemizde Cumhuriyet’in başlangıç yıllarında bir felsefi anlayış, politika ve planlamanın var olduğunu görmekteyiz. Bu anlayışın bilimsel ve o günün koşullarında geçerli ilkelerden oluştuğu ve hala da olumlu etkilerinin görüldüğü açıktır. Ancak bu anlayış köreltilmiştir. Günümüzde ise oynanmaya çalışılan, benimsenen; pragmatist, yozlaştırıcı, dinsel-ideolojik eksenli bir eğitimdir.

– Yapılan program değişikliklerinde yaratıcı, sorgulayıcı bireyler yetiştirileceği söylenmekle birlikte, uygulamada ezberci eğitim sürmektedir. Ders ve seçimlik dersler de özgürleştirici olmaktan çok ezbercidir. Özellikle ortaöğretimde seçmeli derslerde “yapısı gereği ezberci” din derslerine ağırlık verilmesi bunun göstergesidir.

– Öğretmen yetiştirme ilerleme yerine gerilemektedir. Anadolu Öğretmen Liseleri Anadolu, Fen, Sosyal Bilimler Liseleri Anadolu İmam Hatip Lisesine (Örnek: İskenderun Paşa Karaca Anadolu İmam Hatip Lisesi) “dönüştürülmüş”, üniversitelerdeki kalite de günden güne düşmektedir.

– Öğretmenlerin sosyal statülerinin düşmeye devam ettiği görülmektedir. Öğretmen maaşları, AB ortalamasının çok altındadır.

– Ortaöğretimde -İmam Hatip dışında- Meslek Eğitimine gerekli önem verilmemektedir. İyi yetişmiş işgücü gereksiniminin karşılanabilmesi sağlanarak, ülkemizin küreselleşen dünyada rekabet edebilmesi ve gelişebilmesi isteniyorsa artık yönetenler eğitime siyasi çıkar ekseninde değil ulusal çıkarlar doğrultusunda bakmalıdır. Ülkemizde bu kadar çok imam ve hatip ihtiyacı mı vardır ki sürekli İmam-Hatip okulları açılmaktadır? Sorunun cevabı açıktır.

– Yönetici atamaları da, yeterliliğe göre değil, siyasi çıkarlara göre gerçekleştirilmektedir.

– Gelir dağılımının bozuk olduğu ortadayken ve eğitimin parasız olması amaçlanması gerekirken, özel okullara verilen desteklerle eğitimde özelleştirme genişletilmeye çalışılmaktadır. Bu durum toplumu ve genel anlamda eğitimi olumsuz etkileyecektir.

– Yurtlarda barınma ve bursluluk yeterli değildir.

– Devlet okullarında kalabalık sınıflar, fiziksel yetersizlikler, düzensizlikler, hijyen-temizlik ve personel eksikliği sürmektedir.

– Sınav odaklı eğitim anlayışının -dershaneler kapatılsa da- süreceği anlaşılmaktadır.

– Eğitime ayrılan kamusal kaynakların yetersizliği sürmektedir. Eğitim sosyal devletin gereği olarak temelde kamusaldır ve bireyler devlet tarafından desteklenmelidir.

– Öğretmen açığı kapatılmamıştır, ancak bir taraftan da sistemle sürekli oynayarak norm kadro fazlalıkları yaratılmaktadır; bunda da sanki öğretmen suçluymuş gibi, cezası öğretmene kesilmektedir.

-Eğitim sürecine ve planlamasına tüm eğitim paydaşları dâhil edilmemektedir.

Bu sorunlara daha pek çoğu eklenebilir…

Bilinen ve kabul edilen şudur ki, çağdaş, gelişmiş, özgürleştirici sistem demokrasidir ve bu demokrasinin en önemli ilkesi “Sosyal Devlet” ilkesidir. Eğitimde fırsat ve olanak eşitliğinin sağlanması demokratik değerleri benimsemiş, mutlu, geleceğe güvenle bakan erdemli ve özgür bireylerin yetişmesine bu ise genel olarak toplumun refah, adalet ve barış içerisinde yaşamasına yol açacaktır. Doğru ve iyi bir biçimde; çağdaşlık, bilimsellik, eşitlik, adalet ve laiklik ilkeleri ile hak ve özgürlükler temelinde planlanmış eğitime sahip sosyal devlet, özgür ve erdemli Cumhuriyet’tir.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren Atatürk’ün temel ilkeleriyle -ki en başta da halkçılık ve devletçilik ilkesiyle- sosyal devleti benimsemiştir. Cumhuriyet’imizin kurucusu Atatürk tarafından eğitime verilen önem ve temelde doğru olarak saptanan ilkeler sürdürülebilseydi şimdiye belki de çoktan özgür ve erdemli bir cumhuriyet içerisinde yaşıyor olacaktık. “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirilmek istenmiş ancak bu –genel anlamda- yapılamamıştır.

Hiç bir şey için geç değildir. Hala şansımız vardır. Doğru temelde oluşturulacak ilkelerle yeniden devrimci bir yaklaşımla özgür ve erdemli bir cumhuriyet kurmak mümkün olacaktır.

Yaşasın Cumhuriyet!

 Dikmen ONAT

TÖS Genel Başkanı