Arşiv

Yorumlar Kapalı

23 Nisan; sevgiye, kardeşliğe, barışa, uygarlığa, aydınlığa açılan bir kapıdır. Aynı zamanda dünyanın ilk ve tek çocuk bayramı olan bu gün, ulusal egemenlik sevincimizi sevgi, kardeşlik ve barış adına tüm dünya çocuklarıyla paylaştığımız bir gündür.

Tarihsel gelişim sürecinde, dünyada demokrasi düşüncesiyle paralel gelişen ulusal egemenlik fikri, bizde de ülkemizin emperyalistler tarafından işgal edilmesiyle ülkemizin kuruluş aşamasında Atatürk’ün önderliğinde asker, sivil, bürokrat aydınların bir araya gelmesiyle bundan 94 yıl önce 23 Nisan 1920’de gerçeklik kazanmıştır. Fakat özellikle o yıllarda daha çok doğu dünyasının bir parçası kabul edilen ülkemizde, durum biraz daha farklı bir önem taşımaktadır. Çünkü ülkemizde halkın aydınlanması sağlanamamış (Aydınlanma Çağı yaşanmamış), Osmanlı dönemi tebaa anlayışıyla yetişen bireylerde yurttaşlık bilinci oluşmamıştır. Ancak Atatürk sayesinde tepeden inme de olsa “egemenlik milletin” olmuş, sağlanan gelişmelerle bu durum aşılmaya çalışılmış ve kısmen başarılı da olunmuştur. Bu ne kadar önemli bir başarı ve büyük bir devrim olsa da; bir bakıma oturmuş, içselleştirilmiş bir yurttaşlık ve demokrasi bilincine sahip olmayan, dolayısıyla demokrasiyle gelen hakların değerini bilmeyen bireylerin varlığı sonucunu doğurmuştur. Zaten demokrasiden geriye dönüş çabaları da bunun göstergesidir.

Bir şeye sahip olmaktan çok o şeyin değerini bilmek önemlidir.  Demokrasinin önemini bilen, duyarlı, haklarını koruyan, uygar ve gelişmiş bireylerin var olması, yetişmesi de en başta eğitimle sağlanabilecektir.  Sendikalar da eğitim sisteminin belirleyici bir unsurudur. Sendika olarak eğitim sisteminde yaşanan olumsuzluklar konusunda yaptığımız eleştiriler sadece hükümetin politikalarından kaynaklanmamaktadır. Amacımız ülkemizin geleceğine olumlu katkı sağlamaktır. Çünkü ülkemizin geleceği çocuklarımıza ve onların eğitimine bağlıdır. Tam da bu nedenle yani ulusun egemenliğinin ve geleceğinin teminatı olduğu için çocuklara armağan edilmiş bu günü ve bayramımızı kutluyor;  tüm yurttaşlarımızın bilinçli, uygar bireyler olacağı, mutlu ve özgür bir gelecek diliyoruz.

                                                                                                 Dikmen ONAT

                                                                                                Genel Başkan

Yorumlar Kapalı

MEB KANUN TASARISINA GÖRE UZMAN ÖĞRETMEN VE BAŞÖĞRETMENLİK SINAVINA YALNIZCA 2014 HAZİRAN AYINDA ATANANLAR GİREBİLECEK 

MEB Kanun Tasarısı komisyondan geçerek TBMM’ye sunulmuştur. Sunulan tasarıda;

Madde 6: 1739 sayılı kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

43’üncü maddeye bu kanunla eklenen beşinci, altıncı ve yedinci fıkra hükümleri, bu kanunun yayımı tarihinden sonra aday öğretmen olarak göreve başlayanlar hakkında uygulanır denilmektedir. 

Beşinci, altıncı ve yedinci fıkralar şöyledir;

Kariyer basamaklarında yükselmede kıdem, eğitim ((…) (1)  lisansüstü eğitim), etkinlikler (bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif çalışmalar) ve sicil (iş başarımı) puanları ile sınav sonuçları esas alınır. Değerlendirme 100 tam puan üzerinden yapılır. Değerlendirme puanının % 10′unu kıdem, % 20′sini eğitim, % 10′unu etkinlikler, % 10′unu sicil (iş başarımı) ve % 50′sini de sınav puanı oluşturur. (1)

Kariyer basamaklarında yükselecekler değerlendirme puanlarına göre başarı sıralamasına alınır. Değerlendirmeye alınmak için sınav tam puanının en az % 60′ını almış olmak şartı aranır.

Sınav yılda bir defa olmak üzere ÖSYM’ce yapılır. 

Tasarıda, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik sınavı yılda bir defa ve ÖSYM’ce yapılır; ancak bu kanunun yayınından sonra (2014 yılı) aday öğretmen olarak göreve başlayanlara uygulanır denilmektedir. 

Bu yasa maddesi şu anlama gelmektedir. Öğretmenliğe 2014 yılından önce başlamış iseniz, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik sınavına giremediğiniz gibi eğitim bilimlerinde yüksek lisans ve doktora dahi yapsanız uzman öğretmen veya başöğretmen olamıyorsunuz. 

Kazanılmış hakların gaspı söz konusu olamayacağına göre; bir yanda daha önce sınavla uzman öğretmenlik kazanan öğretmenler, bir yanda sınava giremediği için bu unvanı kazanamayan öğretmenler, bir yandan sınava girmediği dolayısıyla bir hak kaybına uğradığı gerçeğinden hareketle hukuk mücadelesi sonucu bu hakkı kazanan öğretmenler ve şimdi de 2014 baz alınarak yeni bir karmaşa yaratılmaktadır. Olay bir çelişkiler yumağına dönüştürülmektedir. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) olarak bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiği konusunda MEB’i uyarıyoruz. İş çığırından çıkmadan daha önce birkaç kez önerdiğimiz çözümü yeniden hatırlatıyoruz. 

Uzman öğretmen ile öğretmen arasındaki brüt 140 TL ücret farkı bulunmaktadır. Bir an önce bu fark giderilmelidir. Bunun için meslekte on yılını dolduran tüm öğretmenlere uzman öğretmen unvanı; on yedi yılını dolduran tüm öğretmenlere de başöğretmen unvanı verilmelidir. Ayrıca Eğitim Bilimleri alanında tezli yüksek lisans yapan öğretmenlerin çalıştıkları yıla bakılmaksızın tümüne uzman öğretmenlik unvanı verilmeli, yine eğitim bilimleri alanında doktora yapan öğretmene de başöğretmenlik unvanı verilmelidir. 

Aklın yolu birdir, ilkesiyle TÖS iş kolundaki sorunları takip etmeye ve çözüm önerileri sunmaya devam edecektir. 

Dikmen ONAT
Genel Başkan

 

MEB’DE KADILIK ÇAĞI!

Yorumlar Kapalı

          Başbakanlık Kanunlar Ve Kararlar Genel Müdürlüğü’nün 6/2/2014 Tarihli Yazılarıyla Milli Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gerekçesi ile birlikte gönderilmiştir.

“Eğitim politikalarının etkinliği ve verimliliğinin arttırılması yönünde atılan adımlar, Bakanlık teşkilatında yapılan bu köklü değişikliklerin uygulamada edinilen tecrübeler ışığında desteklenmesini gerektirmiş ve Bakanlığın teşkilat yapısı, Bakanlık personeli ve özel eğitim kurumlarına ilişkin bazı düzenlemelerin yeniden ele alınmasını gerekli kılmıştır” denilen yasa tasarısında dikkatimizi çeken noktalar şunlardır:

1.  Milli eğitim teşkilatının bir buçuk asırlık deneyimi hiçe sayılmış, Milli Eğitim’in öznesi olan öğretmen ve öğretmen örgütleri yok sayılmıştır. Yapılan değişiklikleri köklü uygulama olarak nitelendirmekte olan hükümet, bu yasa tasarısını sivil toplum örgütleri ile paylaşma gereği bile duymamıştır. MEB bu güne kadar siyasal iktidarını destekleyen yapılara sağladığı avantajlarla beslenen ve kendi tabiri ile “paralel” yapı ile ödeşmek adına Milli Eğitim teşkilatını sil baştan şekillendirmektedir. Hükümet kendisinin yarattığı bu yapı ile mücadele ederken, Milli Eğitim teşkilatını yerle bir etmektedir.

2. Aday öğretmenden tutun, her kademedeki yöneticilik ve yurt dışına gönderilecek öğrencilerin seçimi sözlü sınavla yapılacaktır. Üstelik bu sözlü sınavın soru ve yanıtlarının kayıt altına alınmaması tam bir “kadılık” sistemine geçiştir. Sözlü sınav soru ve cevapları  da belirsizse nasıl oluyor da gerekçede yer alan “nitelikli seçme” gerçekleşmiş olacaktır? ‘Sözlü sınav puanını dikkate almak’ nitelikli bir seçme düşüncesinden öte “ben uygun adayları kendim belirlerim” anlamı taşımaktadır MEB bu uygulama ile yazılı kültürden sözlü kültüre gerilemektedir. Hiçbir objektif kritere dayanmayan bu sınav sistemi ile MEB; amirlerine biat dışında hiçbir geçer akçenin yer almadığı bir dönemi başlatmak istemekte görünmektedir.

3.  Merkezde teşkilatında müsteşar hariç, taşra teşkilatında tüm yöneticiler  ki buna okul müdür , müdür yardımcıları dahil, yönetici kadrolarının 4 yılda bir değişmesi MEB yöneticilerinin mutlak itaatlarını sağlamaya yönelik bir çabanın ürünüdür. Bakanlık, kendilerine biat etmeyen yöneticileri sözlü sınavlarda sorguya çekerek görevlerine son verip vermeyeceklerine karar vereceklerdir.  1998 yılından itibaren okul müdür ve müdür yardımcıları yazılı sınav ile belirlenmekteydi. Yasa tasarısında yazılı ve sözlü sınava gerek görülmemektedir. Yandaş olanlar atanabilecektir.

4.  MEB, yönetici kadroları üzerinde elde etmek istediği sultanlık ayrıcalığı ile yetinmemiş, taşınmazları üzerinde de aynı keyfi uygulama ayrıcalığını istemektedir. MEB’e ait hazine üzerindeki okulların kiralanması, bedelsiz işletime verilmesi, özel sektöre öğrenci garantisi verilmesi ne anlama gelmektedir? MEB eğitim de fırsat eşitliğini özel okula giden öğrencinin velisine parasal yardım yapmak olarak algılamaktadır. Bu anlayış eğitimdeki eşitsizliğin daha da su yüzüne çıkmasına neden olacaktır.

5.  MEB bir yanda dershaneleri kapatırken diğer yanda Ölçme ve Değerlendirme Genel Müdürlüğü ihdas etmektedir. Yani sınavdan sorumlu genel müdürlük kurulması talep edilmektedir. Temel Eğitim bir genel müdürlükle idare edilirken sadece sınavlar için bir genel müdürlük planlanması moda tabirle çok “MANİDARDIR” .

6.  KPSS ile yetinmeyen Bakanlık aday öğretmenlerine kadro vermek için sözlü sınavı dayatırken, KPSS’ye girmeyen dershane öğretmenlerine 6 yıl çalışmış olma şartıyla kadro vermeyi vaat etmektedir.  Dershane kadrolarının bu şekilde MEB’e kaydırılması ilkin olumlu görülse de süreç içerisinde atanamayan öğretmenlerin sayısını artıracağı gibi norm kadro sorununu da artıracaktır.

7.  Grup başkanlıklarının hepsi daire başkanlığına dönüştürülmüştür. Bundan önce de daire başkanlıkları kaldırılmıştı. Şimdi tekrar daire başkanlıklarına dönüldü; görülüyor ki MEB yap-boz oynamaya devam etmektedir.

8.  Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da 14. Madde ile gerekçe kısmında belirtildiği üzere “özel okullarda öğretmenlerin haftalık ders saati sayısının otuz saati geçemeyeceği hükmü ve yöneticilik ve eğitim öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre dengi resmi okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyeceği hükmü yürürlükten kaldırılmıştır”. Bunun sebebi özel okullara yine ve yeni bir ayrıcalık sağlayıp teşvik etmek olabilir diye düşünüyoruz. Ancak asıl önemli nokta, bu hükümler kaldırınca biraz önce ele aldığımız dershanelerle ilgili tasarının 13.maddesinde dershanelerde öğretmenlerin tatillerini bile düşünen, az ücretle çalıştıklarını vurgulayan gerekçe ile kendini gösteren güya “hümanist” yaklaşım özel okullarda geçersiz kalmaktadır. Yani özel okul öğretmeni az ücretle de çok çalışabilir denmektedir!

TÖS’ün KONUYA İLİŞKİN GÖRÜŞÜ

Bu yasa tasarısının bu hali ile kabul edilir yanı olmadığından yasa tasarısının bir an önce TBMM’den çekilmesi gerekmektedir.

Dikmen ONAT

Genel Başkan

MEB’İN PROJESİ NEYE HİZMET EDİYOR?

Yorumlar Kapalı

MEB Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’nün web sayfasında yeni projeler başlığı altında “Ortaöğretime Uyum Eğitimi” (Ulusal Proje) adı altında bir proje bulunmaktadır.

Okula uyum projesinin genel hedefi olarak ortaöğretim kurumlarında eğitim öğretime yeni başlayan 9. sınıf öğrencilerine, eğitim yılı başında okulun fiziki, sosyal ve idari birimlerini, kurallarını, işleyişini tanıtarak öğrencilerin okula uyumlarının sağlanması ve uyum sorunu nedeni ile ortaya çıkan problemlerinin en aza indirilmesi olduğu belirtilmektedir. Projenin hedef grubunun Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne bağlı ortaöğretim kurumlarında okuyan 9. sınıf öğrencileri olduğu ve projenin toplam süresinin de 12 ay olarak belirlendiği belirtilmektedir. Tamamını Oku

MEB’DEN ÇOK MANİDAR AÇIKLAMA!

Yorumlar Kapalı

Ankara 18. İdare Mahkemesi SBS sınavında öğrencilerin puanının yanlış hesaplandığına hükmederek yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bu karara ilişkin olarak da MEB, Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz etmişti. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 04 Şubat 2014 Salı günü MEB’in itirazını reddetmiştir.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi Ankara 18. İdare Mahkemesinin kararının yerinde olduğunu belirtmiştir. MEB’de hemen 04 Şubat 2014 Salı günü saat 20.05’te bu durumu web sayfasından bir basın açıklaması ile duyurmuştur.

MEB’in basın açıklamasında kısaca; “Dava konusu işlemin üzerinden yaklaşık altı ay geçmesinden sonra ilgili mahkemece yürütmeyi durdurma kararının verilmesi ve yine verilmiş olan kararın Bakanlığımıza ve taraflara ulaşmadan basın yayın organlarında yer alması son derece anlamlı bulunmuştur” denilmektedir.

Kısaca MEB, Yargı kararının kendilerine tebliğ edilmeden basına sızdırılmasını manidar bulduğunu ifade etmiştir. Yürütmenin tüm icraatları yargı denetimine tabidir. Yargıya yapılan müracaatların yürütme lehine sonuçlanmaması karşısında yargıyı zan altında bırakma söylemini çok tehlikeli buluyoruz. Zira böyle bir kuşku varsa ulusal yargı kararları uluslararası yargı denetimine açıktır. Bakanlığın konuyu uluslararası yargıya taşımamasını MANİDAR buluyoruz…

Ayrıca yapılan açıklamada herhangi bir öğrencinin mağdur edilmediği gerekli tedbirlerin alındığı söylenirken açıklamanın son paragrafında; Sınav sonuçlarının tekrar değerlendirilmesi neticesinde; Dört öğrencimizin daha üst tercihlerine, doksan dokuz öğrencimizin ise mevcut okullarından daha alt tercihlerine yerleştirilebilecekleri sonucuna ulaşılmıştır. Ancak bu durumda olan öğrencilerimizin Mahkeme kararından herhangi bir mağduriyet yaşamamaları için Bakanlığımızca gerekli tedbirler alınmakta olup karardan etkilenen öğrencilerle iletişime geçilerek talepleri olması durumunda tercihleri doğrultusunda işlem yapılacağı kendilerine bildirilmiştir.” denilmektedir.   

Açıklamanın bu bölümünde mağdur olan öğrencilere tek tek ulaşıldığı ve mağduriyetlerinin giderildiği ifade edilmektedir. Bakanlığın bir yanda ortada mağdur öğrenci olmadığını iddia ederken, diğer yanda hangi mağdur öğrencileri aradığı tarafımızdan anlaşılamamıştır.

Bakanlığın iddia ettiği gibi çok “manidar” durumlar vardır. Bunlardan birisi de 04.02.2014 tarihinde saat 20:05 te yapılan basın açıklamasıdır ki bunların arasında en manidar olandır.

TÖS OLARAK SORUYORUZ…

1. Ortada mağdur öğrenci yoksa bakanlık hangi mağdur öğrencileri aramaktadır?

2. Yargı kararları manidar durumlara yol açıyorsa, öğretmenler aleyhine verilen yargı kararlarından hangisini manidar buluyorsunuz?

3. Ulusal yargı kararlarını bir an önce uygulamak yerine başka çözümler üretmenizin gerekçesi nedir?

TÖS’ün KONUYA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ

1. Eleyici, ezberci ve çocuklarımızı tek tipleştiren sınavcı sistemden vazgeçilmelidir.

2. Eğitim ve öğretim anayasal haktır. Popülist politikalar adına kaynakları heba etmek yerine bu kaynakları okullaşma ve atanamamış öğretmenleri işe almada kullanmak tercih edilmelidir.

3. Çocukları yarış atına döndürüp yarıştırmak yerine; ilgi, yetenek ve becerilerini geliştirecek programları yaratmak adına eğitim sürecine tüm bileşenler katılmalıdır.

4. MEB tarafından, üst tercihlere yerleşme hakkı elde eden öğrencilerin maddi ve manevi uğradıkları zararlar tazmin edilmelidir.

5. Çocuklarımıza bu mağduriyeti yaşatanlar hakkında idari ve adli kovuşturma başlatılmalıdır.

Dikmen ONAT
Genel Başkan

Türkiye Öğretmenler Sendikası